Sarı Saltuklular tanımlaması esasen fazla sık kullanılmaz Sarı Saltuk/Saltık Ocağı onun bağlıları, dedesi ve bizim ilgi alanımız itibariyle bu çevrede gelişmiş halkın inançları vardır. Sarı Saltuk/Saltık Ocağını birinci elden çalışmış ocak mensubu uzmanların olduğunu dinlemiş olduğumuz ilmî bildirilerden biliyoruz. Daha evvel Şükrü Haluk Akalın’ın Sarı Saltuğu ayrıntılı çalıştığı da bilinmektedir. Nihayet Adapazarı Üniversitesinden bir araştırmacının bu konuyu incelediğini bilmekteyiz. Biz Diyarbakır ve Romanya’daki Sarı Saltık Türbelerini ziyaret edip resimleme imkânı bulmuştuk. Bu kere Tunçeli- Hozat’dan Sarı Saltık Ocağının Dedesi Ahmet Yurt Dede ile tanışıp onu dinleme ve idare ettiği ceme katılma imkanı elde ettik. Kendisi’ni Hacı Bektaş Türk Kültürü Araştırma Merkezi’nin düzenlediği Ilgaz Toplantıları’nda da dinleme imkânı bulmuştuk, ancak bu kere bize ihtiyaç duyduğumuz kadar zaman ayırdılar. Ne var ki Nevruz/Yenigün kutlamalarına konuşmacı olarak katılıp dönme mecburiyeti nedeniyle vaktimiz sınırlı idi. Kendisine yardımları için minnet duyuyoruz.
Sarı Saltuklu Alevilerinde Nevruz kurbanı olarak kuzu, koyun kesilmektedir. Altaylarda ise aynı amaçla at kesilmektedir. Selim Alevi inançlı Müslüman halkında Nevruzun birinci gününde Nevruz Kurbanı kesilir.
Tunceli’nde Zaza kimliği etnik evre geçirmektedir. Bölge halkı tarafından yakından izlenen bazı televizyon kanalları Zazaları Kürt, Türk veya her ikisinin dışında Zaza olduklarını tartışmakta ve bu arayışın halka yansımaları gözlenebilmektedir.
Seyahata çıkmadan evvel bölge demografisinde Zazaların dil ve inanç olarak tuttukları yeri öğrenmeği planlamıştık İsmet Parmaksız’ın bölge Alevi inançlı Müslüman halkı arasında mevcudiyetlerinden söz ettiği Ehl-i Hakların mahiyetini anlamak bu toplumla Ali Allahilerin varsa farklılıklarını Alevi İnanç içerisinde tuttukları yeri öğrenmek istiyorduk. Aygün Attar bölge halkları hakkında bilgi verirken; Dımılı-Zaza, Here Were-Kırmanç, Zebabu-Kırmanç, Korkara Soran, Wawa-Soran- Maco, Maco-Goran demekte ve Goranları ve Dımili’leri Zaza olarak niteliyordu. Biz Zazaları Dersimi, Göranî, Dimili ve Zazakî olarak biliyorduk. Evvelce İran’dan yapılmış çalışmaları aktarırken Göranların Zaza ve Kırmanç olmaktan ziyade Alivi İslam içerisinde yer alan Türkmenler ağırlıklı bir grup olduklarını gözlemiştik. Azerbaycan’dan derleyip başka bir kitabımıza aldığımız Azerbaycan Goran/Göranlarına bir Azerbaycan Türkü olan Göran inançlı ozan kaynaklık etmişti ki O da Göranları Alevi İslam içerisinde tasavvufî bir kesim olarak niteliyor, Türkmenlere ait olan bu inanç dünyasına Kürtce konuşanlardan daha sonra katılımlar olduğunu söylüyordu. Soran ve Bohtinan ise bilinebilen kadarı ile, Kuzey Irak’ta Talabani ve Barzani’nin aşiretleri olup Türkiye’de bu iki oluşumdan yoktur. TRT’nin yayın dilleri arasında yer alan Zazaca ise; bir Zaza olduklarını açıklayan Kamer Genç ve Mahzun Kırmızıgül tarafından anlaşılmadıkları ifade dilmektedir. Bölgeden Kırmanç, Zaza ve Türkmenlerle yaptığımız temaslarda da doyurucu bir sonuç alamadık. Halk, Kırmançlar için “Here Were” demektedir ki bunun anlamı “Gel-Git” demektir. Keza “So-be” de Zazaca gel git demektir.
So-be olarak bilinen Zazalar; Tunceli’nin merkezinde Pülümür’de, Ovacık, Nazimiye ve Hozat’ın bir kesiminde yaşamaktadırlar. Dillerinden hareketle So-be olarak tanımlanan Zaza’ların hepsi Alevi inançlı Müslümanlardır. Zazalar ister Türk ister Kırmanç ve isterlerse bu kesimlerin dışında Zaza olarak bilinsinler Hanefi veya Alevidirler Şafii inançlı Zaza yoktur.
Dinlediğimiz açıklamaları netleştirme adına farklı isimlerle tanımlanan kesimlere ait şahıs zamirleri üzerinde durduk. Böylece aynılıkları ve ayrılıkları gözleyebilecektik. Doğrusu anadili hakkında konuşanlar bile açıklamalarından kendileri de tatmin olamadılar. Sinan Aktimur Ovacık Zazacasına dar bilgi verirken;
Ez: Ben
To: Sen
O: O
Ma: Biz
Sıma: Siz
Onlar: Onlar şeklinde açıklama yapmaktadır.
Öyle anlaşılıyor ki Kırmanca ve Türkçe olmayan ve bir birinden farklı dilcikler Zaza üst başlığı altında toplanmış. Bu dillere farklı oranlarda Türkçe ve Kırmanca kelimeler girmiş. Bu dilleri Türkçe, Türkçe ve bu iki dilin dışında müstakil bir dil olarak yansıtma arayış ve uğraşıları var.
Biz halk inancı aynılığından yola çıkarak inanç içerikli bazı kelimelerin Zazaca içerisindeki karşılıklarına bakarak dil hakkında bir fikir edinmeğe çalıştık. Bunlardan kırk, çöyrez ve yarı, nem idi. Yarı kırk ise nem çöyrez olarak ifade ediliyordu. Nazar, nezer ve Al karısı ise El Kase olarak biliniyordu. Bu kelimelerden nezer/nazar hariç Kırmanca da başka kelimelerle karşılanıyordu.
Sinan Aktimur’dan Ovacık Zazaları hakkında bilgi alırken O’na göre Alevilerin hepsinin aynı zamanda Ali Allahi olduklarını öğendik. Bu noktada Hz. Ali’ye atfedilen ruhaniyet önem kazanmakta ve Allah Muhammed Ali ifadesini farklı anlamlandırmalar gündeme gelmektedir.
Ovacık Zazalarının toplam nüfuslarının 5.800 civarında olduğu ifade edilirken yaşadıkları köyler; Kozluca, Mercan, koyun Gölü, Yeşil Yazı, Ziyaret, eğri Pınar, Topuzlu, Han Uşağı, Kandil, Paşa Düzü, Meşedibi, Sem Uşağı, Mest Uşağı, El Gazi, Karaoğlan, Balikkan, Otlu Bahçe, Yayla Gülü, Yayla Konak, Öveçler, Havuzlu, Haslıca, Tet Uşağı gibi köylerdir. Bunlar Devre Cemal/Derviş Cemal Ocağı’na bağlıdırlar. Ayrıca Kureşan, Avucan, Baba Mansur, ocakları da vardır. Bunlar aynı zamanda aşiret yapısı da arz ederler. Bu arada Ovacık’ta Türkmen ve Kırmanç Alevi yoktur. Bu ilçenin halkı Zaza’dırlar.
Sarı Saltık Ocağı bağlıları ile diğer ocakların bağlılarının halk inançlarında bir farklılık yoktur. “dede dededir” denir. Zaza, Kırmanç veya Türkmen dedeleri ana dili farklılığına bakmaksızın farklı kesimlerden halktan aynı saygıyı görürler. Zaza, Kırmanç veya Türkmen Cemi diye bir anlayış yoktur. Alevi cemi bu inançta olan insanların ortak ibadet ortamıdır. Sarı Saltık Türkmen dedesinin veya ana dili Türkmence olan dedenin yönettiği cem’de farklı ana dilli halkların yanı sıra alevi olmayan bizler de vardık. Keza bu cem’de sema yapılırken sadece semazenler değil orada bulunan herkes semaya kalkabilir ve iştirak edebilirdi. Nitekim dara durmuş bir Alevi’den değil Sünni inançlı bir Müslüman Hıristiyan veya başka bir dinden kimse de hak iddia edememelidir. Aksi halde kişi düşkün durumuna düşer.
Muhatap olduğumuz dedeler belki biz yeterince anlatamadığımız için Alevilikle Ali Allahî’liği aynı kabul ettiler. Dedeye aksetmiş bir problemde dedenin Ali Allahi’nin Sünniye kız vermesini doğru bulmadığını ifade ettiler. Bununla beraber Âlevi gençlerden kızları Sünni ile evlenmelerine rastlanılmaya başlandığı ve fakat Sünni inançlıların Alevilere kız vermediklerinden şikâyet edildiğini dinledik. Genel hüküm “ Zaza, Kırmanç veya Türkmen Ali Allahi inançlı Müslüman’a kız verir ve onlardan kız alır önemli olan ana dili değil inançtır”
Celal Alagöz Dede Alevi inançlı Hormek’li bir Zaza olup bizden yardımlarını esirgemedi. Hormek aşiretinin yayılma anını anlatırken Bingöl Kığı, Karlıova, Varto, Hınıs, Erzincan Çayırlı, Tunceli, Nazimiye, Refahiye, Sarıkamış şeklinde bir coğrafi tanımlama yaptı. Bizim daha evvel Hormek aşireti yaşam alanına dair yapıp yayınladığımız çalışma ile bu izah büyük ölçüde örtüşmekle birlikte, biz Sarıkamış’ta Zaza tespiti yapamamıştık. Hormekli Zazalar kendilerini Türk soylu olarak algılıyor ve Harzemli Türklerinden olduklarını ifade ediyorlar. Celalettin Harizemşah’ın kardeşi Gıyasettin Pirşahtan gelen Hormek, Hızan ve Koçgiri aşiretlerinden oluştuklarını ifade etmektedirler. Celal Karagöz’ün ifadesine göre Nazimiye ve Varto’daki kolları Zazaca, Bingöl ve Pertek’teki kanatları ise Kırmanca konuşmaktadır. Hormek Zaza Türklerinin hepsi Alevi inançlı Müslümanlardır. Bunlar % 80 Baba Mansur, % 10 Kureşan ve % 10 nispetleri ile de Derviş Cemallılar Ocaklarına bağlıdırlar.
Milli Kimliğin tarihi köklerinin aranılması adına Harzemşahlar ve Celaleddin Harzemşah ile onun dönemine dair bilgi derlenilmektedir. Özbeklerin bu konudaki çalışmalarının farkındalar. Geçmişte Fırat Üniversitesi tarafından yapılan Sultan Baba Bilgi Şöleni’nin bildirilerini aramaktadırlar Bu konuda vaade bulunduk ve Türkiye’de yapılmış bu konulu çalışmalara dair bilgilerimizi aktarmaya çalıştık. Bu cümleden olarak Tunceli’de Sarı Saltuk’un heykelinin yapılması ve ilde kurulacak üniversiteye Sarı Saltuk veya Munzur isminin verilmesi düşünülmektedir.
Sarı Saltuk Ocağından hareketle bölgede ortak olan halk inançları konusunda Ahmet Yurt Dede’den bilgi alıyoruz. Ahmet Dede, Sarı Saltuk boyundan ve soyundan geldiklerini Hozat’ın Karaca ve Akören köylerinde Sarı Saltuk evladının meskûn olduğunu belirtmektedir. Sarı Saltuk müritleri olarak bilindiklerini, ayrıca Erzurum- Pasinler, Gümüşhane, Erzincan, Sivas ve sair yerlerde de meskûn olduklarını söylemektedir. Ana dili Türkçe olan Alevi Müslümanlar olduklarını, Hozat’taki Sarı Saltuk Ocağının dışında keza Hozat’ta aynı soydan Seyyit Nesimi Ocağı’nın da bulunduğunu, Karadonlu Can Baba’nın ise Hozat’ın Karabakır köyünde bulunduğunu belirtmektedir. Verdiği bilgilerde;
“Alevi Oruç tutmaz, namaz kılmaz, Bektaşilerin meclisinde içki vardır, bizde içki yoktur. Alevilikte 12 Muharremde tutulan Muharrem Orucu oruç vardır. Ramazan ayında 3 olduğu söylenen bir oruç vardır ancak tutulması mecbur kılınmamıştır. Ayrıca 3 gün Hıdır Orucu vardır. Bu oruç Ocak ile Şubat ayları arasında Ocak ayının sonunda tutulur. Oruç adeta bölgelere göre tasnif edilmiştir. Her hafta bir yörenin Oruç Haftası’dır. Kurban için süre Muharrem ayının 12 sinde biter. 13. gününde Zeynelabidin Kurbanı sağ olarak kurtulduğu için kesilir.
Karadonlu Can Baba’nın bir ismi alış efsanesi anlatılırken, Baba bir gün Hz. Ali’nin huzuruna çıkınca Hz. Ali Ona adını sormuş ve Can Baba cevabını almış. Can Baba kara bir kaftanla dolaşırmış, Hz. Ali O’na Karadonlu Can Baba demiş ve böylece ismi Kara Donlu Can Baba olarak bilinmiş.
Dede’nin görevlerini anlatırken Ahmet Dede, hakkı, hukuku korumak, mazlumun elinden tutmak, zalimle mücadele etmektir demektedir. Dede’nin nikâhta bulunması uğur alameti olarak algılanır. Bebek dünyaya gelince isminin belirlenmesinde Dedeye de sorulur. Definlerde Dede Kur’an okur. Her Kur’an okuyan Dede değildir. Her Dede de Kur’an okuyamayabilir. Definlerde dedenin bulunması isteniyor ise Kur’an okumasını bilen Dede aranır. Bir Dede’nin 10 çocuğu var ise onların onu da Dede çocuğudur, hürmet görürler. Bunlardan Dedelik’i ehli olanlar yapar ve bazen hiçbirisi de Dede olamayabilirler. Dedenin Dedelik için uygun erkek evladı yok ise, erkek kardeşi veya erkek kardeşinin oğlu da Dede olabilirler. Dede’nin kız evladından Dede olmaz. Azerbaycan’da haftada 1 gün Dedenin kızı Seyit veya Dede olabilirken Sarı Saltık Ocağı’nda bu inanç ve uygulama yoktur.
Sürmene yöresi halkında çocuklara “Okunmuş İsim” verilmesi istenir. Okunmuş isim Kuran’dan seçilmiş dini isimdir. Eskilerin inancına göre çocuğuna okunmuş isim vermeyen aile büyüklerinden yarın o çocukları hk iddia edebilirler. Onlar, hak sahibi olmuşlardır. Tunceli’nde bu inancın olduğunu tespit edemedik.
Ahmet Dede Türk olmalarını Sarı Saltık’ın da Türk olduğunu, Hz. Ali soyundan geldiklerini izah ederken, Hz. Ali ve Hz. Muhammed Arap değillerdi. Onların soyu için Azer denilir demektedir. “Biz Hz. Şit’ten gelen Güruhu Naci soyundanız bizim soyumuzun Hz. Havva ile ilgisi yoktur. Biz Hz. Adem’in diğer eşinden geliyoruz..Tarikat-ı Ali’de 4 kapı vardır. Bir talibin Alevî olabilmesi için Alevî hukukundan geçmesi gerekir. Yetim hakkının önemi buradan gelmektedir.
Güruhu Naci izahı, bizim Türk Ata’dan hareketle Türklüğü anlamlandırmamız, Türklüğün mistik içeriğini açıklamamız konusunda önemli bir tespittir.
Görgü’de haklaşmak helâlık almak için rızalık almak için hak sahibinin dini veya mezhebinin farklılığı bir farklı uygulama yapılmasını gerektirmez. Kişi Hıristiyan da olsa hakkı vardır, ondan da rızalık alınması gerekir. Allah Rabbi lalemindir, sadece Müslümanların Allah’ı değildir.
Dede gelirini çalışarak kazanır. Talibin verdiği Hakkullah geçim ihtiyacı karşısında çok sembolik sayılır. Cem- cemaat ibadet saz ise Telli Kuran’dır. Dedeler Cemlerde saz çalma işini üstlenirler ve bilmeyen dede bu ihtiyacı için yanında “Aşık” olarak bilinen bir saz çalıcı bulundurur.
Alevilikte tek eşli evlilik esastır. Erkekler için de eş boşamak haramdır. Eşi ölen Alevi Hanım isterse evlenebilir.
Alevi halk kültüründe Turna’nın avazı, Bülbülün sesi ile özel yeri vardır. Tavşankulağı eşekkulağına benzediği ve haiz olduğu için sevilmez. Kurt ile ilgili daha evvel yapmış olduğumuz çalışmalara katkı olması için inanç ve uygulama derlemek istedik ancak özel bir şeyler bulamadık. Biz yaptığımız alevi halk inançlarında kurt konulu çalışmada bu inanç yapılanmasında kurdun özel denilebilecek bir yerinin olduğunu tespit edip yayınladık
Haftanın günleri itibariyle Alevi inancı bakılınca geçmişte Cuma günleri çift çubuğa el sürülmediği ve yine eskiden Cumartesi günlerinin banyo yapılmadığını görüyoruz.
Sarı Saltık Ocağı taliplerinde sayılarla ilgili inançlar konusunda şu bilgiler alındı. Kutsal sayılar 3 ler, 5 ler, 7 ler ve 40 lar bilinmektedir. Ayrıca 17 Kemer Bestler ve 14 Mahsumu Paklar (Peygamberin şehit edilen torunlar) Bunlardan üçler Allah, Muhammet ve Ali, Beşler Allah, Muhammet, Ali, Fatime/Fatma ve Kamber, Yediler Allah, Muhammet, Ali, Fadime, Kamber, Hasan ve Hüseyin, Kırklar 28 Mürsel Peygambere 1 imam’ın ilavesi ile oluşmaktadır. Sarı Saltık Alevi Ocağı’ndaki inanca göre Mehdi’nin geleceği inancı vardır. Bu Ocakta Hz. Fatma ana olarak kabul edilirken Hz. Ayşe sevilmemektedir.
Sarı Saltık Ocağı’nın Alevi inançlı Müslüman halkı salâvat alırken “Eşhedü en lailahe İllallah ve eşhedü enne Muhammeden resulullah aliyul veliyullah Allahümmeselli ala Muhammedi ve Ala Ali seyidine Muhammed” şeklindeki alınışı İslam’ın Müslümanlıktan evvel başladığını ve devam ettiği şeklinde açıklanmaktadır. Bu evveliyat ifadesinde “Hiçbir toplumun tebligatsız bırakılmadığı” İlahi buyruğundan da hareketle Türklere de İlahi tebligatçıların gelmiş olabileceğine dair olan inanç ve görüşümüzü teyit edilmiş olmaktadır.
Allah Muhammed Ali üçlemenin izahı yapılırken de “Muhammed Ali bir vücuttur. Bunlardan birisi müphem diğeri aşikârdır” denilmektedir. Bu konuya açıklık getirirken Ahmet Dede, Harabı Baba’dan bir devriye okuyor.
“Tek iken Âdem ile Havva alemde
Hak ile hak idik sırrı müphemde
Bir gececik mihman kaldık Meryem’de
Hazret-i İsa’nın öz babasıyız
…………………………………..
Kün-tükenz sırrının olduk ağahı
Aynel yakın gördük cemalullahi
Ey hoca bizdedir Sırr-ı İlâhî
Hazreti Hünkârın fukarasıyız”
.
Tunceli’nin il merkezinde Dervişi Milli diye bilinen bir yatır vardır. Burası Pülümür ve Munzur çaylarının birleştikleri yerdir. Burada yörenin Alevi inançlı Müslüman Zaza Kırmanç ve Türkmen halkı ‘Seccade salar cem yaparlar” her Perşembe günleri burada lokma dağıtılır. Ayrıca Mart ayının dört çarşambasının dördünde de burada Dede dua verir, lokma dağıtılır. Mart’ın 19 undaki Çarşambada cemaat kadınlardan oluşur. Devre Camal/Derviş Cemal diye bilinen bu ziyaretin Zazaca karşılığı Galo Çeto (İki çayın birleştiği yer) dir. Dervişi Milli, Milli veya Mili adını bir Zaza aşireti olan Milli Aşiretinden almıştır. Burası Milli dervişin ‘Sır’ olduğu yerdir. Her Hıdrellezde Hz. Hızır ile buluşan Milli Derviş burada Hz. Hızır ile birlikte göklere uçmuştur. Burada Hz. Hızır’ın ayak izi olduğuna inanılır. Türbe buraya yapılmıştır. Burasını halk her türlü dilekleri için kadın erkek çoluk- çocuk her yaştaki bütün halk tarafından ziyaret etmektedir. Ziyaret inanç ve uygulamalarında Nevruz Coğrafyası’nın halkları arasında pek fark yoktur. Zazaca ziyaret jore’dir.
Efsaneye göre Hızır (a.s) Milli Derviş’e misafir olur. Sabahleyin birlikte kalkarlar ve Kalan/Tunceli’ye doğru yürümeye başlarlar. Milli Derviş’in oğlu birkaç defa şahit olduğu bir olayı tekrar yaşar. Babası oğluna Hızır’ın sağdıcı olduğunu söylemiştir. Derviş Milli’nin oğlu Hz. Hızır ve babasını gizlice takibe başlar. Bugün türbenin bulunduğu yere geldiklerinde Hz. Hızır Takip edildiklerini fark eder. O anda kayanın başından güvercin olup uçarlar. Milli Dervişin oğlu babasının Güvercin Donu’na girip uçtuğu görünce, kendisinin de uçabileceğini düşünüp, kendini kayadan aşağıya bırakır ve düştüğü yerde ayağı kırılır.
Bu bulgu ile halk kültürümüzdeki sağdıç inancının ilk çıkışına dair bir istinat edilmiş olmaktadır. Baba ardından uçma temasını esasen Siirt -Tillo’lu olan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. nin hayatındaki efsanelerinden biliyoruz. Keza kültürümüzde Hz. Muhammet ve Hz. Hüseyin’e ait olduğu ifade edilen ayak izleri vardır. İnanca göre Milli Dervişin cem tuttuğu yerlerde kendiliğinden çam fideleri yeşermektedir. Dervişi Millî ziyaretinin aşağı kısımlarındaki Dut Ağacı, Adak Ağacı olarak da bilinmekte ve dallarına dilek bezleri ve dilek ipleri asılmaktadır. Türk kültür coğrafyasının Balkanlar kısmında bu inançta olmayanlar niyet ağacına çaput ağacı ve asılan bezlere de niyet çaputu demektedirler Türk kültürlü diğer halklarda olduğu gibi burada da adak adanıp adak kurbanı kesilebilmektedir.
Türk kültür coğrafyasının Tunceli çevresindeki tezahüründe yeni bir bilgi idindik. Adak bezlerini bağlanış şekilleri, murat hâsıl olunca yapılan uygulamalar, bez veya iplerin bağlanış şekillerine dair Altaylardan Balkanlara kadar yaptığımız tespitler bir zenginlik kazanmıştır. Biz kişinin sadece kendi muratlarının hâsıl olması için iyi niyetle adak bezi ve ipinin bağlandığını tespit etmiştik. Bu kere kişi düşmanına fenalık istemesi halinde de niyet bezi ve ipini bağlayabileceğini öğrendik. Bu noktada iyilikler için Ağ/ak ve Al/kırmızı ve beddua, husumet için ise kara bez ve ip bağlanılmaktadır. İnanca göre Ak/beyaz muradı ve Al/kırmızı dileği temsil etmektedir.
Sarı Saltıklılar ve bölgeniz diğer Alevi inançlı halkın halk inançlarında hamile hanımın doğacak çocuğunun cinsiyeti anne adayının karnına bakılarak tahmin edilir. Kadının göbeği sivri ise doğacak çocuğun cinsiyeti erkek olarak yorumlanır. Yuvarlak ve yaygın göbek ise kız çocuğuna dalalet eder. Diğer bir tahmin şekli de koyunun çene kemiği ile yapılandır. Koyunun pişirilmiş kellesinin çene kemiği anne adayına ikram edilir. Hamile hanım bu kemikteki etleri yer. Kemikte hala saçak şeklinde et parçaları kalmış ise doğacak bebek kızdır, değilse erkek olduğuna hükmedilir.
Her iki tahmin şekli de sadece bu yöreye mahsus olmayıp Türk kültür coğrafyasının diğer kesimlerinde mesela batı Anadolu ve Azerbaycan Türk halk kültüründe de yaşamaktadır. Halk falcılığında bu tür geleceği bilmeye yönelik inanç ve uygulamalar tamamen ortaktır.
Sarı Saltık Ocağı mensupları ve çevrenin diğer Alevi inançlı Müslüman halkının inançlarında dağ kültü önemli yer tutmaktadır. Özellikle Düzgün Baba’nın çok saygın yeri vardır. Yeminlerde, dualarda, kargışlarda, şahit göstermelerde diğer ulu zatlar gibi Düzgün Baba’da anılır. Mesela “Düzgün Baba Yardımcın Olsun”, “Düzgün Baba Hakkı İçin” “Düzgün Baba Çarpsın ki Doğru Söylüyorum”, “Gündüz Baba Şahidimdir” denir.
Gündüz Baba’nın benzeri birçok örnekte olduğu gibi Düzgün Baba dağında bir mezarı yoktur. İnanca göre Gündüz Baba Dağı yarılıp Baba içine girerek “sır” olmuştur. Dağa ziyaret için giden halktan ayakkabısını çıkarıp yalın ayak çıkanlarda pabuçlu çıkanlar da vardır. Bu durumu adak sahibinin adak şekli beliler. Ziyarete yalın ayak çıkma şeklindeki nezir Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında da vardır. Bu coğrafyanın Dağlılar olarak bilinen halkı Hızır Ziyareti’ne bu şekilde çıkarlar. Bazen de adakta bulunulurken çıkış sayısı da belirtilir. Mesela 3 defa çıkacağım veya yedi defa çıkacağım şeklinde de adakta bulunur. Çocuğu olması için veya hastasının şifası için niyet edenler çocuklarını kucaklarında hastalarını sırtlarında götürmeği de niyetlemiş olabilirler
Tunceli yöresi Alevi İslam inancında eskiden pirler görüldüğünde onlara yalın ayak gidilir, yanlarına varmadan 3 defa onlara secde edilir 4. defasında onların etekleri veya elleri öpülürdü.
Sarı Saltık Ocağı tabileri ve çevrenin diğer Alevi inançlı Müslüman halkında “Su Orucu” diğer adiyle Hızır Orucu tutulur. 3 gün tutulan bu oruç 13, 14, 15 Şubat günlerine rastlar. Bu süre zarfında oruçlularca gece ve gündüz 3 gün su içilmez. Bu orucu tutanların 3. günü Perşembeyi Cuma’ya bağlayan gece görecekleri rüya yorumlanır. Bu nevi geleceği tahmin ve fal kapsamlı bir inanç ve uygulamadır. Bu gece bekârlara rüyada su ikram eden kimsenin onun kısmeti olduğuna inanılır. Böyle hallerde “Elinden su aldı” veya elinden su almak denir. Bazen de rüyada bir köy görür böyle hallerde de “kısmeti o köydenmiş” denir. Hızır Orucu sadece gençlere ve bekârlara mahsus değildir, büyükler olgun yaşta olanlar da Hızır Orucu tutarlar. Ancak onların bu tür rüyalar ve yorumlanmaları ile ilgisi yoktur.
Alevi inançlı kesimde Şubat’ta tutulan bu oruç ve tutulan niyetin başka bir sürümde de Türk kültür coğrafyasının Şii-Caferi inançlı kesiminde Nevruz/Yenigün’de Tuzlu Glik ismiyle yaşamaktadır. Nevruz’da özel hazırlanmış tuzlu bir ekmek olan ve Tuzlu Glik olarak bilinen yiyecek yenilir ve daha sonra başka bir şey yenilmeden niyetlenilerek yatılır. Niyetli kişiye rüyada birisi su ikram ederse o kişinin niyetlinin kısmeti olduğuna inanılır. Ayrıca Tuzlu Glikten pencerenin önüne bir parça konulur. Sabahleyin onu bir Karganın alıp bir tarafa götürmesi takip edilir. Ekmek hangi istikamete götürülür ise niyetlinin kısmetinin o evde veya semtte olduğuna yorum yapılır. Bu inanç Kars ve yöresinde Sünni inançlı Müslüman halk arasında da yayılmıştır.
Türk kültürlü halklar arasında karga ile ilgili çeşitli inançlar vardır. Azerbaycan’da “Ala Karga/Saksağan Bala Çıkarmaz” diye bir söz vardır. Ala Karga’nın bala çıkarmayışı inancı çok ilginç olmalı. Ala Geyik, Boz Kurt, Kır At örneklerinde Ak ile Kara’nın ideal birleşimi olduğu inancı vardır. Karganın alasının adeta lanetlendiğine inanılan Katır gibi yavru yapamamasının bir izahı olmalı.
Kamil Veli Nerimanoğlu’nun yaptığı açıklamalar ile bizin daha evvel konuya dair yapmış olduğumuz tespitler konuya açıklık getirmeğe yetebilir diye düşünüyoruz. Bozarmak kelimesi Azerbaycan Türk Kültür coğrafyasında halk takvimi itibariyle bize göre konu ile ilgili mesajlar vermektedir.. Bozarmak-Bozaydan Nevruz/Yenigün’den sonra gelir ve bir ay sürer. Bu ay girmeden evvel kıştır. Bu aydan sonra ise yaz gelir. Bu ayda 3 gün evin dışı evin içinden sıcaktır. Bilhassa kıştan çıkmış toprak evlerde evin ısınması geç olur. Aylar itibarı ile olduğu gibi günün içinde de bozarma vakti vardır ve günde iki defa bozarma yaşanır. Sabahleyin gün doğarken ve akşamleyin günün batma vakitleri günün bozarma zamanlarıdır. Sabah bozarmasından evvel ve akşam bozarmasından sonra hava kararır. Bu vaktin getirdikleri ve götürdükleri vardır. Kur’an-ı Kerim’de “Karanlığın getirdiğin götürdüğünden sana sığınırım” buyrulmaktadır.. Halk inançlarında akşamın bu vaktine “Dar Vakit” denir. Bu saatler için “Gün Anasına kavuşuyor” tabiri kullanılır. Dar vakit aynı zaman da “Şer Vakti” olarak da bilinir. “Akşamın hayrından ise sabahın şerri iyidir” sözü buradan mülhem olmuş olabilir. Şer vakti Azerbaycan Türkleri arasında “Şer karışan zaman” olarak tanınır. Bu vakitlerde tartışılmaz. Kararma karanlığa dönüşünce “Yerler Bağlandı” veya “Yerler Mühürlendi” denir. Yerler mühürlendikten sonra defin yapılmaz ertesi güne bırakılır. Yerler bağlanınca, yani karanlık çökünce adeta güneşsiz dönemde kara iyeler duruma hâkim olurlar. Dışarıya sıcak su dökülmez. Görünmeyen cin türü varlıkların veya onların yavrularının yanıp zarar görebilecekleri ve yanmalarına yol açan kimselere zarar verebileceklerine inanılır. Keza boy abdesti suyu türünden sular da dökülmez, dökenin “bir şeye uğrayacağı” inancı vardır. Sofra bezi yerler bağlandıktan sonra eşikten dışarı silkelenilmez sofranın/evin bereketinin kaçabileceğine inanılır. Aynı inancın başka bir tezahür şekli olarak gün battıktan sonra kırkı çıkmamış bebeğin, Kırkılı’nın iç çamaşırları eşikten dışarıda bırakılmaz içeri alınırlar. Aksi halde bunların görünmeyen bazı kuvveler tarafından sahiplenilebileceğine ve bu halin de giysilerin sahibi çocukların hastalanmalarına yol açabileceğine inanılır. Eşiğin iç kısmı ev iyesi tarafından korunurken, eşiğin dışında hâkimiyet kara iyelere geçebilir. Bozarma zamanı ekilen tohumun çürüyeceğine inanılır. Bu saatlerde uyunulmamalıdır. Uyuyan var ise uyandırılmak istenilir. “Gün batan saatte yatılmaz” denir. Tekrar bozarmanın yıl içerisindeki yerine dönülecek olur ise, yaz ağdır kış ise karadır. Bozay, Bozayı, Bozkurt, Ala Geyik Kır At gibi iki kuvvenin birleşme noktasındadır. Bu itibarla tekin kabul edilmemiş olmalıdır.
Sarı Saltık evladında ve yörenin diğer Alevi inançlı İslam kesiminde Muharrem ayı’nda soğan ve sarımsak yenilmez. Ayrıca her ikisinin de ve bilhassa sarımsağın nazara iyi geldiği inancı vardır. Biz ilk defa Tunceli’de tek dişten oluşan sarımsak türüne rastladık. Sarımsak ve soğanın nazara karşı koruyucu olduğu inancı diğer Türk kültürlü halklarda da yaygındır. Bu münasebetle çeşitli nazarlık türlerinde sarımsak koruyucu olarak yer alır.
Nazar Türk kültür coğrafyasında Türk kültürlü halklar arasında önemli bir yer tutar
Türk kültürlü halklar, Türk kültür coğrafyasının bu kültürün anadili ve doğma dili farklılığına da bakmayarak bu kültürün yaratıcısı ve sahibi olan halklardır.
Nazar, kem göz, bed göz, kötü göz, pis nazar, pis göz ve benzeri isimlerle de bilinir Nazardan gelecek fenalık göze bağlanmış göz mesul tutulmuştur. İnanca göre kişioğlunun duygularından daha ziyade haset içeren duygularından ve biraz da nefsinden kaynaklanan arzu ve isteklerinin gözleri vasıtasıyla ışık, şua olarak çıkmasıdır. Nefsin her çektiği şey nazar ile izah edilemez. Mesela bebek bekleyen anne adaylarının aşermeleri veya daha ziyade çocuklarda görülen imrenme, nazar ilişkilendirilebilse de tamamen nazar kapsamına girmez. Nazar muhakkak maksatlı kötü düşünce beslemiş olmayı gerektirmez çok kere anne ve babaların çok sevdikleri bebeklerini nazar ettikleri de olur. Böyle hallerde "süt keser annenin nazarı tutmaz" denir ama yine de nazara karşı korunma ve nazardan kurtulma çarelerine aile fertlerinin de aralarında uymaları istenir. “Süt Kesmesi” inancı çok yaygındır. Kişi istemese de farkında olmadan bir kimseyi bir şeyi nazar edebilir ve zararlı olabilir. Bu itibarla beğenilen ve nazar alması ihtimal dâhilinde olan şeyler karşısında muhakkak ’maşallah’ denilmesi gerektiğine inanılır. Çok kere ’nazar’ kelimesini anmak bile nazar önleyici olarak bilinir ve bazı yörelerimizde korunmalarını sağlama adına bol sütlü ineklere Nazara ismi konur ve arabalara görülebilecek şekilde içerisinde ’Nazar’ kelimesi geçen ifadeler yazılır.
Nazarla ilgili sözlü kültürümüzde, ’Nazar insanı diri diri mezara sokar.’ Gibi ürpertici sözler vardır. Daha ziyade ’Göy/mavi gözlü sarı saçlı ve seyrek dişlilerin’ nazar edeceklerine inanılır. Genelde mavi rengin bu arada mavi taşın nazar ışınlarını yansıttığına veya kırarak dağıttığına inanılır ve bu renkten nazar tehdidi karşısında yararlanmak istenir.
Nazarla ilgili bir anlatıya göre kırılması gereken çok büyük bir kayayı teknik olanaklar ile bir türlü parçalayamazlar. Bunu duyan nazar gücü olan birisi gelir ve bu işi üslenir. Kayayı bir gelin gibi süsleyip onun karşısına geçer ve ona güzelliğini anlatan methiyeler söyler. Bunun üzerine kaya çok geçmeden parçalanır.
Gözü, bu şekilde nazar ederek tehlikeli olan kimseler sınanarak belirlenmişlerdir. Halk bunlardan, bunların gözlerinden, nazarlarından sakınır. Çok kere beklenmedik tersliklerden bu tür kimseler mesul tutulurlar
Nazar beğenilen her şeyi tehdit edebilir. Buradan hareketle, bebekler anneler, sağlıklı insanlar, başarılı öğrenciler, güzel gençler, ilkeli yaşlılar, başarılı işadamları falan nazar olabilirler. İyi bir at, verimli bir tarla, iyi çalışan bir makine, dolu bir ambar, mahsul dola bir bağ, yeni bir bina nazar olabilir veya nazar edilebilir. Bu hal nazardan korunmanın ve kurtulmanın çarelerini zenginleştirir. Örneklemek gerekir ise;
Bebeklerin yakalarına, omuzlarına ve başlıklarına nazarlıklar, nazar boncukları takılır. Nazarlıkların içerisinde çok kere ilgili dualar ve mavi boncuk bulunur. Güney Azerbaycan’ın Türk kültürlü halkları arasında Ebulfeyz Gözü diye bilinen bir nazar boncuğu türü vardır. Bazen da kurt dişi, kurttırnağı ve benzeri şeyler bulunur. Sütün nazar almaması için üzerine kömür parçası atılır. Bebeklerin ve bazen da gelinlerin yüzlerine onları çirkin göstererek nazardan korumak için kömür sürüldüğü olur. Güzel bebekleri ve bilhassa yaşamayan erkek çocukları göze görünmeyen güçlerin nazarından korumak için belirli bir yaşa kadar onlara takma çirkin isimlerin konulduğu olurdu. Bina içi nazarlıkların birçoğunda süpürge ve bina dışı nazarlıklarda da at nalı olur. Ayrıca sarımsağın nazar konusunda genel koruyucu olduğuna inanılır. Hayvanlara takılan nazarlıklarda daha ziyade mavi boncuk ve dağdağan ağacı kullanılır. Bitkilerden dikenli olanlarla hayvan kafataslarından boynuzlu olanların nazara karşı koruculuklarına inanılır. Bununla beraber at ve kurt kafatasları ambar, bağ-bahçe ve benzeri yerlere nazarlık olarak asılır veya takılırlar. Bu arada özel nazardan korunma ve kutumla muskaları yapılır. Pehlivanlar için yapılanlar pazıbent olarak bilinirler ve görünmeyecek şekilde kola takılırlar. Bunlardan boyuna takılanlar da vardır. Ayrıca bilhassa gelinlerin kullandıkları boylamalar vardır.
Bu arada dağdağan ağacının meyvesi kurumaya terk edildikten sonra havanda dövülüp balla karıştırıldıktan sonra her sabah bir tatlı kaşığı yenilmesinde halinde cinsiyet gücünü artıracağı inancı vardır.
Nazardan korunmak için muhakkak göze gelmek gerekmeyebilir. Bazen güzel bir koku veya hayranlık duyuran ve iştah kabartan bir anlatı, mesela tasviri yapılan bir mal, bir canlı nazara uğrayabilir. Böyle hallerde de anlatan ve dinleyen nazarı önlemek için maşallah demelidirler.
Nazardan korunmak ve kurtulmak için İslamiyet’in de kabul ettiği ve genel koruyucu olarak bilinen Ayet el Kürsü, Felak, Nas, İhlâs ve Fatiha gibi sureler okunur. Bunlar işyerleri ve benzerleri mekânlarda bulundurulurlar.
Nazardan kurtulmak için en çok başvurulan sağaltma yöntemlerinden birisi üzerliktir. Üzerlik tohum halinde görünen yerlere asıldığı gibi daha ziyade yakılarak tütsüsünden yararlanılır. Tütsülemek, tütsü çıkarmak insanların işyerlerinin ve toplu halde yaşanılan alanların korunmasında sık başvurulan bir tedbir ve çaredir. Türk kültür coğrafyasının Kıbrıs kesiminde zeytin yaprağından da tütsü yapılır. Daha ziyade iş yerlerinde kullanılan bu tütsüye zeytin tütsüsü denir. Süpürge ile birlikte süpürge otunun yakıldığı da olur. Yakma esnasında ateşe tuz da atılır ve Türkçe duaları okunur. Kaya Tuzunun da ayrıca görülebilen bir yere asılarak nazarı önleyeceğine inanılır.
Yakılma suretiyle başvurulan bir nazar tedavisi de nazar yaptığından şüphelenilen kimsenin giysisinin yakılmasıdır. Bu uygulamanın da özel yöntemleri vardır.
Nazardan korunmanın ve daha ziyade kurtulmanın çarelerin birisi de Kurşun Dökmektir. Kurşun dökme işlemi bu işi bilen kurşun dökücüler tarafından yapılır. Bir nevi şoklama tedavisi olduğu söylenebilir. Kurşun dökülecek kimsenin başının üzerinde eritilmiş kurşunun suya dökülmesi ve çıkacak dumandan tedavisi istenilen kimsenin istifade etmesi şeklinde yapılır. Aynı şekilde Mum Dökme de yapılır. Daha ziyade Ocaklı diye bilinen kimseler veya Pak İnsan’lara yaptırılır. Kurşun ve Mum Dökmede de Üzerlik Yakmada da az çok yöntem farklılıklarına rastlandığı olur. İnanca göre kurşun veya mum sıcakken suya döküldüğünde bir şekil oluşur ve şekle bakılarak kimin nazar ettiği tahmin edilebilirmiş.
Kişinin kendisinin de kendisine nazarı deyebilir. Bu nedenle kişi, başarıları için kendisini beğenip böbürlenmemeli. Kendine âşık olunmanın sakıncalı vardır. Aynaya bakan kimse her bakınca Allahım Meselli okumalıdır. Benlik duygusuna kibirlenmemelidir. “Verenin de alanın da Allah olduğunu” bilmesi gerekir inancı vardır. Kibire kapılan kimse şirkten korunmak için tövbekâr olmalıdır.
Tunceli yöresindeki soğan ve sarımsal ile ilgili anlatılardan birisi de şeytanla bağlantılıdır. Hacılar tarafından şeytan taşlanınca oturup ağlamış. Bu esnada onun bir gözünden akan yaşlar sarımsak ve diğer gözünden akanlar ise soğan olmuşlar. Bir diğer izaha göre de ağlayan şeytanın bir gözünden sarımsak ve diğer gözünden soğan gelmiştir. Türk kültür coğrafyasının Azerbaycan kesiminde soğan kabuklarının cinlerin altınları ve sarımsak kabuklarını da gümüşleri veya incileri olduğuna dair çeşitli anlatılar vardır.
Sarı Saltık ocağında ve yakın çevre Alevi inançlı Müslüman halkın inancında üzerlik fazla yer tutmamaktadır. Nazar almış çocuğu nazardan kurtulması için üzerlik onun etrafında dolandırılır. Ahmet Dede’ye bazen güç almak için ulu kabirlerin etrafında tavaf edercesine dolanılırken, bazen de üzerlik uygulamasında şifa bulması istenilen kişinin etrafında dolandırılmaktadır. Şifa dolanılanda mı dolandırılanda mı dır? diyoruz. Dede bize şifa her iki halde de Allah’dadır, diyor. Alevilerde tavaf Evliyaullah’ın hatta anne ve babanın etrafında olabilir
Süpürgenin inanç itibariyle özel konumu vardır. Cem’de dualar, duazimamlar, mersiyeler ve miraçların okunması esnasında bunların dökülüp çiğnenmesinin önlenilmesi için Dede’nin uyarısı üzerine süpürgesi meydanı süpürür. Buna “Süpürge Çekmek” denir.
Sarı saltık ocağı’nın dedesi Ahmet Yurt’un verdiği bilgiye göre sırrı müphem, gizli hikmet veya bilinmeyen sır demektir. Alevilik tasavvufunda sır kişinin kendini bilmesi kendisini tanımasıdır. Gördüğünü ört, görmediğini söyleme şeklinde anlatılır.
Sarı Saltık Ocaklıları çevre halk inançlarında ayna, gönül aynasıdır. Gönül Hak’kın evi, Beytullah’tır. Gönül aynadır. Aynaya bakan Allah’ı görür. Aynaya bakmak kişinin kendisini tanımasıdır. İnsan bedeninde yüzün, simanın özel konumu vardır. İnanca göre Allah bedenini Cebrail (a.s.) a yaptırmış insanın kafasını kendisi yapmıştır. Kars, Bayburt ve Erzurum’daki bir inanca göre kafadaki organlara bilhassa buruna kötü söz söylenilmez burunu Allah yaratmıştır.
Bu yörenin Alevi inançlı Müslüman halkının inancına göre ismi Kuran’ı Kerim 28 peygamberin arasında geçmemiş olsa da O, kendisine Ab-ı hayat nasip olmuş bir peygamberdir. O kıyamet kopuncaya kadar var olacaktır. O’nun görevi karada, havada ve denizde darda olanların imdadına yetişmektir. Kutsal Hızır nebi, veli olduğu için “Hz. Hızır halkın içindedir” inancı vardır.
Tunceli’nin Sarı Saltık Ocağı talipleri ve diğer Alevi inançlı Müslüman halkın halk inançlarına göre Aşure Hz. Hüseyin’in şahadet ayına rastladığında kutsaldır. Aşureye şeker dahil her şey konur.
Bu çevrenin halk inançlarında Ak/beyaz Allah’ı temsil eder. Ayrıca Al/Kırmızı ve Yeşil renkler de sevili. Kırmızının Ehl-i Beyt’i şehitlikleri münasebeti ile temsil ettiğine inanılır onlara ait olduğu kabul edilir. Yeşil’in Hz. Peygamber Efendimizi temsil ettiğine inanılır.