Ana Sayfa Üyelik Giriş Sayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle Bize Ulaşın Hakkımızda
  
Dünya
Orta Doğu
Siyaset
Güncel
Söyleşi
Yorum
Araştırma
Tartışma
Toplum
Kültür-Sanat
Eğitim-Öğretim
Bilim
İslam Dünyası
Türk Dünyası
Ekonomi
Teknoloji
Sağlık
Çevre-Magazin
Duyurular
Basın Özetleri
      Bütün Haberler
      Bütün Makaleler
Yazarlarımız
Türk Basını
Yurtdışı Basını
e Dergiler
e Kütüphaneler
Linkler
AHMET 
TAŞGETİREN 
Başbuğ’un sağduyusu
SAVAŞ 
SÜZAL 
Ergenekon uyduramadık türban verelim
İSRAFİL K. 
KUMBASAR 
Birkaç hamlede Köşk’e çıkmanın sihirli formülü
MEHMET ŞEVKİ 
EYGİ 
Ey Sahte İslâmcılar
FİKRET 
BİLA 
Başbakan eşiyle ilgili tepkide haklı
NURAY 
MERT 
Bir Cumhuriyet kadını: Emine Erdoğan
AHMET 
HAKAN 
Üzgünüm Başbakan
AHMET B.  
ERCİLASUN  
Ölüm
ALİ 
BULAÇ 
Cemevleri - 2
FİKRET 
BİLA 
Çetin Doğan’ın beklediği yanıt




     25 Ağustos 2007 Cumartesi  
Tarih Felsefesi Açısından Mülk ve Hilâfet
Osman YORULMAZ
sarsamaydi@mail.ru
Yazarın Özgeçmişi

           Tarihi, geçmişin tecrübelerinden gelecek için faydalanmak şeklinde izah edersek, insanlığın meselelerine çözüm üretilmesi hususunda tarih araştırmalarının önemini de ifade etmiş oluruz. Tabii, geçmişin tecrübelerinden faydalanabilmek için ele alınan konunun doğru yorumlanmasına ihtiyaç vardır. Ne kadar çok tarihi bilgi ve belge olursa olsun, her zaman için eksikliğini kabul etmemiz gereken, dipsiz bir derya olan tarihin anlaşılabilmesi ve tarihten faydalar çıkarılabilmesi ancak alan, metod ve felsefe bilgisine sahip zihinlerin sağlam yorumlarıyla mümkün olabilmektedir. Bu açıdan, tarih filozoflarının tarih yorumları tarihin daha doğru anlaşılması açısından önemlidir. İhtisas sahibi bir filozofun kendi ihtisas sahasını yorumlaması ise, kuşkusuz diğer filozofların yorumlarından çok daha değerlidir. İhtisas sahası  İslam tarihi olan değerli tarih filozofu Prof. Dr. Şahin Uçar’ın aşağıda tanıtımını yapmaya çalıştığımız Tarih Felsefesi Açısından Mülk ve Hilâfet adlı eseri, bu açıdan örnek bir eserdir.

 

            Yaşamı boyunca çok sayıda bilimsel kitap, makale, bildiri kaleme alan aynı zamanda hat, musiki ve şiirle uğraşan Şahin Uçar, Türkçe (Osmanlıca, Azerice, Kazakça), Farsça, Arapça ve İngilizce’yi iyi derecede (Latince ve Rusçayı da az derecede) bilmesi sayesinde incelediği dönemin kaynaklarını ve tarih felsefesi konusunda yazılmış olan eserleri kendi dillerinde inceleme imkanı bulmuş, bu sayede çok değerli çalışmalar ortaya koymuştur. Tanıtımını yaptığımız Tarih Felsefesi Açısından Mülk ve Hilâfetten başka, Şeyda Divanı (klasik Osmanlı tarzında şiirleri), Anadolu’da İslam-Bizans Mücadelesi, Tarih Felsefesi Yazıları, Varlığın Mana ve Mazmunu (bu eserle yılın fikir adamı ödülünü almıştır), Malihülya (modern Türkçe ile yazılmış şiirler), Tarih Felsefesi Meseleleri, İnsanın Yeryüzü Macerası ve Patterns and Trends in History adlı eserlerin de yazarı olan Şahin Uçar, tarih, sanat ve felsefe bilgisiyle ülkemizin gerçek anlamda tek tarih filozofudur.

 

            İslam tarihinin ve günümüzün çok temel meselelerine değinen Şahin Uçar’ın Tarih Felsefesi Açısından Mülk ve Hilâfet adlı bu eseri, bundan önce 1992 yılında Konya’da, 1996 yılında da İstanbul’da iki defa basılmıştır. İlk yayınlandığında Türkiye Yazarlar Birliğinden Yılın Fikir Adamı ödülü almış olan eserin, eski baskılarının bitmiş olması ve önemine binaen okuyucuları haberdar etmek amacıyla son baskısının tanıtılması lüzumlu görülmüştür. Eser son haliyle, iki önsöz, giriş ve yedi ana bölüm ile kaynakça, biyografi ve “Medinet’ül-Fazıla Projesi isimli Tenkid’e cevap” şeklindeki son baskıya ilave edilen ekten oluşmaktadır.

             

            Giriş’te (s. 9-15) “Tarih, Metodoloji ve Tarih Felsefesi” başlığı altında, disiplinler epistemolojik olarak, tarih, ilim, sanat, felsefe ve tarih felsefesi olarak tasnif edilir ve bunların mana olarak farklılıkları ortaya konulur. Tarih ve diğer disiplinlerin mahiyet ve metodlarıyla sağlam bir tarih bilgisine sahip olunmadan geçmişten gelen kültürel mirasın layıkıyla değerlendirilemeyeceği vurgulanır. İşaret edilen hususlarda yetkili donanıma sahip bulunmayan İslam tarihçilerinin ve şarkiyatçıların, çağımız İslam âleminin birliği ve başarısı önünde engel teşkil eden İslam’ın ilk devresine ait temel meseleleri hakkında hatalı neticelere vardıkları belirtilir. Sıkıntının temelinde metodoloji eksikliğini gören yazar, her bölümün başında bu meseleye ayrıca değinir.

 

               “İslam’ın Bugünkü En Mühim Meselesi: İslam Tarihinin Yorumu” başlığıyla verilen II. bölümde (s. 15-25), günümüz İslam âleminin işgal ettiği coğrafya ve nüfus potansiyeline mütenasip bir mevkide bulunmadığı ifade edildikten sonra, bu durumun sebepleri ve hal çaresi üzerinde durulur. Batı karşısında mağlup durumda bulunan İslam dünyasının, Batı’yı yok saymadan ve taklitten de kaçınarak, başkalarının değil kendi içerisinden çıkaracağı Müslüman mütefekkirlerin bizzat kendi akıllarını kullanarak, İslam’ı yeniden tefsir etmeleriyle mümkün olacağı vurgulanır. Ancak yazara göre, mevcut koşullarda böyle bir tefsir yapmak epeyce güç görünmektedir. Birincisi, bu iş, vasatî durumdaki münevverleri çok aşmaktadır. İkincisi, İslamiyet’i bugünkü beşeriyete alternatif bir hayat tarzı olarak sunarken, İslami idealler ile tarihi süreç içerisinde teşekkül ve tekamül ederek gelmiş olan ve Peygamberin idealleri ile farklılıklar gösteren ananelerin ve yine tarihi süreç içerisinde ortaya çıkmış olan yorum farklılıklarının nasıl aşılacağı meselesidir. Bir diğeri de, vasatî durumdaki günümüz İslam münevverinin geçmişten çok daha karmaşık ve büyük sorunlarla karşı karşıya olduğudur.  Bu hususlara dikkat çeken yazar, İslam’ın bugünkü meselelerinin başında, İslam tarihinin esaslı bir muhasebesinin yapılamamasını gösterir ve İslam’ı modern dünyaya alternatif olarak sunabilmek için İslam tarihinin felsefesinin yapılması gerektiğini söyler.

 

            “İslami Tebliğin Mahiyeti ve Siyasi Neticeleri” ana başlığıyla verilen III. bölüm (s. 25-57), dört alt başlık altında incelenir. “Metodolojik Giriş” adı altında, tarihi usulün mahzurlarına değinilir ve ilahiyatın önemli meselelerinden Sami menşeli dinlerde görülen “dünyayı kurtarma davası” üzerinde durulur. “İslam Tebliğinin Yapıldığı İçtimai Muhit”te, İslam öncesi Arap toplumunda sosyal yapıdan, bu yapı üzerine Hz. Peygamberin oluşturduğu müminler cemaatinden ve bu cemaatin hususiyetlerinden bahsedilir. “Pax İslamica” (İslam sulh ve selameti) alt başlığında, müminler cemaatine ruh veren Hz. Peygamberin getirdiği idealler Kur’an’dan örneklerle açıklanır. Yazarın “Pax İslamica” şeklinde tarif ettiği yeni anlayış ve düşünce tarzı olan İlahi hükümranlık ile beşeri bir hükümranlık olan Roma İmparatorluğunun “Pax Romania”sı karşılaştırılıp, farklılıkları ortaya konulur. Buradan “İslami Fetihlerin İzahı”na geçen yazar, İslam fetihlerine dair çeşitli müelliflerin görüşlerine yer verdikten sonra, ilk İslam fetihlerini ve bunların kalıcı olmasını, “Pax İslamica” ile açıklar. Yazara göre, Hz. Peygamberin getirdiği sistem, tanrı namına hüküm süren ve hiçbir başka inanca yaşama hakkı tanımayan teokratik devlet şeklinden tamamen ayrıdır ve Allah’ın hakimiyetini kurmak üzere beşeri hükümranlıkların zulümlerine bir son vermek, İslam sulh ve selametini bütün dünyaya yaymak fikridir. Fethedilen ülke insanlarının Müslümanları bir halaskâr olarak karşılamaları ve fetihlerin kalıcı olması, fethedilen ülkelerdeki maddi ve manevi çöküntü ve diğer tali sebepler yanında, esas itibarıyla “Pax İslamica” ile izah edilebilir.

 

            IV. bölümün (s. 57-65) konusu “Hulefâ-i Raşîdin Zamanındaki Bazı Siyasi ve Ekonomik İhtilaflar”dır. Bu bölümde İslam hukukunun en mühim problemlerinden “fe’y, haraç, ganimet ve cizye” terimleri üzerinde durularak, arazi meselelerine bağlı olarak ortaya çıkan ilk ihtilaflar ve sebepleri üzerinde durulur.

 

            “Hilâfet ve Mülk Mefhumlarının Zıddiyeti” adını taşıyan V. bölüm (s. 65-115), “Kaynaklar Hakkında Bazı Metodolojik Mülahazalar” alt başlığıyla başlar. Burada, hilafeti mülke dönüştüren Muaviye devrinin doğru izahı için kaynaklara nasıl yaklaşılması gerektiği üzerinde durulur. İslam tarihinin doğru yorumlanabilmesinin bu devir hadiselerinin doğru anlaşılmasına bağlı olduğuna işaret edilir. Bölümün ikinci alt başlığı olan, “Muaviye’nin Hakimiyetinin İlk Yılları”nda, Muaviye hakkında genel bilgi verildikten sonra onun Sıffin savaşındaki hakemler olayıyla Hz. Ali karşında kazandığı politik zaferden, Hz. Hasan’ın halifeliği terk edişinden, Muaviye’nin hicri 40 yılında idareyi ele alışından sonraki iki yıl içerisinde cereyan eden iç hadiselerden bahsedilir ve “Muaviye’nin Yezid İçin Biat Alması” bahsine geçilir. Meseleyi kaynaklarda geçen rivayetlerle izah eden yazar, kanaatini “Muaviye herhalde Yezid için cebir ve tazyike başvurarak daha kendi sağlığında biat almıştır” şeklinde ortaya koyar. Bu son hadiseyle hilafet artık yazarın çok hatalı gördüğü mülke (saltanata) dönüşmüştür. Peki “mülk” ne demektir ve neden sakıncalıdır? Bu sorunun cevabını “Mülk Kelimesinin Etimolojisi ve Manası” alt başlığıyla incelenir. Bu bahse, eserin en can alıcı noktası denilebilir. Burada öncelikle “mülk” kelimesinin eski İbrani tarihindeki kullanılış şekli ile etimolojisi yapılarak Yahudi ve Hristiyan geleneklerinde ve Kur’an’da ne anlama geldiği hususuna açıklık getirilir. Yazarın üzerinde durduğu husus, Yahudi ve Hristiyan geleneklerinde putlaştırılmış diktatörlük rejimi, beşeri bir hâkimiyet anlayışı demek olan “mülk”ün, İslam’da İlahi hâkimiyet ideallerini ifade ettiğidir. Yani İslam’daki manasıyla diğerleri tamamen birbirine zıttır. Peygamberin mesajı, yeryüzünde Allah’ın hâkimiyetini gerçekleştirmek suretiyle insanları, beşeri saltanatın (mülkün) zulmünden kurtarmaktır. Oysa Hz. Peygamberin vefatıyla bir zaruret olarak ortaya çıkan hilafetin, Muaviye tarafından mülke dönüştürülmesiyle, hilafet müessesesi de beşeri mülkün istibdadından farksız hale gelmiştir. Yazara göre hu haliyle, Hz. Peygamberin tebliğ ettiği “dini ve ahlaki inanç ve vecibelerden başka, bilinen bütün siyasi rejimlere (her nevi beşeri mülk sistemine) karşı yeni bir alternatif olarak; bir içtimai nizam getiren İslamiyet, Muaviye döneminde “bir çeşit mülke” dönüştürülmesiyle, “siyasi nizam hususundaki iddia ve davasını daha o zamanda kaybetmiştir ve beşeri mülkten farklı olmayan bir zulüm aletine dönüşmüştür.

 

            “Pax İslamica” adını taşıyan VI. bölümde (s. 115-127), “İlahi adaleti yeryüzüne hükümran kılma davasının beşeri mülkten farklı olmayan bir zulüm aletine dönüşmesi nasıl önlenebilir? Bugüne kadar fiilen tahakkuk ettirilemeyen İslami idealler bundan sonra nasıl gerçekleştirilebilir? Şeklinde iki soruya cevap aranır. Hali hazırda İslam âleminde birlik ve beraberlik olmayışının, söz konusu hususların gerçekleşmesi önünde en büyük engel olarak gören yazar, öncelikle birleştirici bir fikre ihtiyaç olduğunun altını çizer. Bu birliğin, “Pax İslamica” şeklinde formüle ettiği “İslam Paktı”, “İslam Devletleri Federasyonu”yla mümkün olabileceğini, yönetim şekli ve uygulamalar üzerine İslam mütefekkirlerinin düşünmeleri gerektiğini söyler.

 

            VI. Bölüm (s. 127-198) olarak verilen sonsözde, “oryantasyon”, “perspektif”, “perspektif yanlışları ve tarih felsefesi”, “intensional oryantasyon: görmek istediğimiz gibi görmek”, “Medeniyet-devlet-siyasi hürriyet”, “İslam’da mülk ve hilafet bahsinin hülasası”, “İslam alemindeki oryantasyon yanlışları”, “çağımızda buhranın kaynakları: sanayi devrimi ve Fransız ihtilali”, “sanayi ötesi toplumu”, “asi gençlik: terör çağı”, “medeniyet ötesi toplum” adı altında bugünkü statüko ve İslam’ın geleceği meselesi farklı yönleriyle ele alınır ve sönsözün son alt başlığı olan “Medine’yi yeniden kurmak” bahsinde de gerek İslam aleminin gerekse tüm insanlığın içinde bulunduğu açmazdan kurtulabilmesinin hal çaresi olarak yazar, İslam’ın sunacağı toleranslı alternatif olarak Medine’nin yeniden kurulmasını teklif eder.

 

Mülk ve hilâfet kavramları etrafında, İslam nizamı ve devlet kurumu arasındaki meselelerin yeni bir tarih felsefesi yorumuyla ele alındığı bu çalışma, gerek İslam dünyasının gerekse insanlığın çağımızdaki meselelerine çözümler getirmekte, doyurucu ve anlaşılır bilgiler vermektedir. Bu tür eserlerin çoğalması hem geçmişin daha iyi anlaşılmasına hem de çağımızın birtakım meselelerine çözümler üretilmesine yardımcı olacaktır.

 

İsteme Adresi:

Şahin Uçar, Tarih Felsefesi Açısından Mülk ve Hilâfet

Domino Yayınları, İstanbul, 2007.

Tel: 0212. 238 65 43–526 62 16

 

Sayfa Başı
Ana Sayfa                           Bütün Makaleler
  Yazdır    Gönder   Yorum Yap  
  Bu yazarın son yazıları...
    15 Ekim 2007 Pazartesi - Sınır Ötesi Harekat
    09 Ekim 2007 Salı - Yeter Artık, Kim Ne Yapacaksa Yapsın
  Bu makale için yapılan yorumlar...
  Bu makale için hiç yorum yapılmamış... İlk yazan siz olun...


HaberAkademi
Yazarlarımız
  Ahmet Vehbi
  ECER
İslâm, İslâmiyet, Mezhep, Tarikat
  Dursun
  BERKOK
Başbuğ Paşa Vicdansızları Lanetledi!
  Hacı
  DURAN
YÖK’ün Küresel Eğitim Siyasetine Açılımı
  İhsan
  ÖZKES
Peygamber Tartışmaları ve Sayın Başbakan
  M. Saffet
  SARIKAYA
Günümüz Aleviliği: Problemler, Yaklaşımlar, Çözüm Önerileri
  Oğuz
  YILDIZHAN
Ekonomide Keskin Viraj (I)
  Ömer
  SAĞLAM
Alevi Çalıştayında Alınan Kararlar İntihal mi?!
  Tamer
  KUMKALE
İç Tehdit Olmayacakmış!
  Cemal  
  ŞENER  
Erzincan’ın Kurtuluşunda Çeteler
  H. Neşe  
  KOÇAK  
"Di’li " Geçmiş Bir Yılın Gecikmiş Hikayesi
  İbrahim  
  ORTAŞ  
İsviçre Neden Bilimde Fiziki Büyüklüğünden Daha Büyük Değerlere Sahiptir?
  İbrahim  
  ARSLANOĞLU  
Küresel Ekonomik Krizin Batı’da ve Türkiye’de Yarattığı Enkaz ve Çözüm Yöntemleri
  Ongun Buğra  
  ERCAN  
Yazarlık Bu Mu ?


Sitemiz en iyi İnternet Explorer ile 1024 X 768 piksel çözünürlükte görünür...
Powered By Kürşad KARA